POPÜLER UÇURUMLAR

Yusuf Eradam

www.yusuferadam.com

 

Sırtlanların zamanıdır ve sırtlan tavrıdır popüler uçurumları mesken bellemek. Hastalıklı insanoğlu belleği iyi-kötü gibi ikili karşıtlıklar şablonlu donanımı ile bizleri aymazlık, unutkanlık ve somut bir yalnızlık kültürü içinde avutmaktadır.

Bu popüler uçurumun en büyük tetikçisi narsisizmdir. Araçlar abideleşir, tanrılaştırılır şizofren yaralı bilinçte (Sahyegan). “Yalnızım ben, çok yalnızım” diye İstiklal’de yürüyenler bu ürünlerden zehirlenir. Rahmetli şarkıcı Ayla Dikmen’i show’lara çıkartmaya çalışmaksa, kendi tarihini bilmeden tüketmeyi meziyet bilen cahil sırtlanın arsızca daha fazla isteyişine örnektir. “Işıklar”dan nasibini almamış bir gazeteci de Müslüman olmayan Türkiyeli sanatçıları hedef gösteren nifak tohumu zihniyetten ekmek yer. Anamın tabiri ile “cıdır atmak” bu: Ortalığı kızıştıracak, başkalarının birbirlerine düşmelerini sağlayacak bir laf edip geri çekilmek. bu gazeteci basın konseyine bu yüzden şikâyet edilir. Gazze kıyımından Musevi bir sanatçımız sorumluymuş izlenimi yaratılmak istenir. Kurtlar Vadisi’nin rating halkını arkasına alınca, bir oyuncu bozuntusunun cinayetleri ile övünmesi de basit bir densizlik değil, uçurumun dibini piramitin zirvesi sanma yanılgısıdır. Bu yüzden işte Furûğ-i Ferruhzâd şiir yazan ellerini eker bahçeye. Şairlerin elleri, dilleri tehlikedir.

Geri gelmelerini istediğimiz kardeşlerimizin kültürlerini sunan Aşura gibi ciddi yapıtlarda, işte bu yüzden daha dikkatli olunmalıdır. Uslu değil ama usul bir bellek tazeleme eylemi yerine, duygu sömürülü koreografisi ile ötekileştirme söylemi tuzaklarına düşülür. Ciğerim yanar ama öteki olduğumun altı çizilir. Hele bir ilköğretimdeki 15 milyon çocuğumuza, öteki olmadığını, kardeşlerimizin bu aşurenin olmazsa olmaz parçaları olduğunu öğretelim. Aşura projesi sahneden hiç inmemeli, değişip dönüşerek, bu yurdu vatanımız diye sahiplenmelerine “izin vermediğimiz onlar” geri gelene kadar, fakat saç kesmek, şişe kırmak, sandalye ile sırtını dövmek gibi duygusal sömürüye, yürek yarmaya yönelik koreografi uyanmayı bekleyen izleyeni ağlatır ve katarsis izleyeni rahatlatır ve “biz” “onlara” acırız sadece. Hatta Bart Simpson gibi “Ben yapmadım!” diye dolanırız. Kardeş Türküler’den Aşura’ya katkı bu yüzden sadece ses olarak geldi. Sesleri, bedenleri araçtır, ikon değil, bilirler. Ajitasyonun da dereceleri vardır ve kibritçi kızlar ‘esmer aşura’ yapamazlar.

İzleyeni “Yine kandırıldım” duygusuna salmadığı sürece yapıt kalıcı, değerli ve önemlidir. Zeynep Tanbay ve ekibinin yine Garaj’da izlediğim 4 Ayak projesi buna en güzel örneklerdendir. Bilinci uyanık tutan bedenler izledik 4 ayak üzerinde. Belki kör güzüne parmak sözün, imgenin dayattığı anlamların bittiği yerde düşünmeye başlıyoruz. Belki dans bu yüzden sözel sunumdan önce akıl edilmiştir. Eril düzeneği, cinsiyetimiz ne olursa olsun, sürdürmeyi meziyet biliyoruz. Kız Şaban’ı da Ağır Roman’ın Sado’sunu da aynı nedenlerden öldürüyoruz. Dikey kuleler dünyanın sahibi biziz diyorlar; siz gücümüze maruz kalma hakkına sahipsiniz ey köleler ve öldürmenin bir türünü öğrenmedikçe de sınıf atlayamazsınız. Devrim Kılıçer’in Tower Power (Ibidem, 2008) adlı ve Almanya’da İngilizce yayımlanan kitabı da bunu anlatmaktadır. Faşizm, işte bu kulelerin tepeden baktığı ve resmileşmiş, kurumsallaşmış popüler kültür maskelerini giyinir ve kıs kıs güler bize, madunluktan kurtulup seçilmiş olduğuna inananın gözlerinde, sözlerinde, sanat yapıtlarında. Neyzen kardeşimin, neyini Google binasında üflemek isteyişi bu yüzden. Ayşe Lahur Kırtunç’un haikusunu anlamamış belli ki: Yakın durursan/Neyzenin nefes sesi/Bastırır neyi. Hal böyle olunca da, Jon Elster’in Ekşi Üzümler’de altını çizdiği gibi inançla iktidara yürüdüğüne inanınca, egemen ideolojinin giydirdiği popülerlik makyajını saltık sanıp “Yaşamak uğruna, hayatı yaşanılır kılanı kaybettiğini” görmemek için rasyonalizasyona sığınabilir insan. Bir grubun kültürünün egemenliği için çalışmak faşizmin bir türüne hizmet etmektir. Feraseti hatalı diye gençleri dil bayramında azarlamak da böyle bir incelik yoksunluğundandır. Genç fikir, iktidarı kızdırır. Kalıcı bir iktidarı olmadığı korkusundan da olabilir bu yetke yanılsaması. Uçurumun öznelliğinde bu korku da vardır: ya hava ile doldurulmayacağını anlarlarsa? Mustafa ile bu yüzden uğraşılır. Jean Cocteau Bir Şairin Kanı’nda der ki: “İnsan, abideleri yıkarak, kendisinin bir abideye dönüşme riskini de göze alır.” İçimizdeki Maymun’da Frans de Waal, sosyal yükselme fikrinin zihnimizin bir köşesinde hep durduğunu söyler. Maymuna benzeriz ama sırtlan tavrıdır bu yükselme ve ünlenme hırsı. İşte bu sırada, en kolay sunum kalıbı ikili karşıtlıklara sarılır yazarız, tasarlarız. Vanilyalı ideolojinin kokusu vasattır, rahatsız etmez.

Kalıcı bir başyapıt olayazmış Sonbahar filminin sözel yanlarındaki tutarsızlık ve senaryo, kurgu hataları filmin görsel zenginliğine karşın tek etkiyi zedelerken, Üç Maymun tek etkiden zerre ödün vermez. Issız Adam ise, ağlatmanın matematiğini ve sunum şablonunu iyi bilip tercih ettiğinden İstiklal ırmağını esir alıverir çünkü popüler masallar üretmeyi sürdürmek uçurum bilgisini öngörür. Bilen, o imge simge külliyatından beslenmiş belleği gerçek sanan kitleyi kapar. Herkesin gerçekleşmemiş bir aşk acısı vardır ya, keşke der ya. Oysa, filmin konusu basit bir aldatma üzerine kurulu gibi gelse de, Üç Maymun’daki görsel düşüncedeki matematik ustalığı alnıma yumruk şu fikri dile getirir: Kent hücresinde hayatta kalmak adına herkes, ihaneti tatmak üzere sırada bekler, Marmara’daki gemiler gibi,  kurbanlar, madunlar birbirlerini kurban eder, şimşekler bunu muştular ey “uyarcalar!” Bu irade, yinelendikçe rahatsız eden cep telefonu melodisinde gizlidir: “Sen de sev ama sevilme.” Hatice Aslan, bu yazgıya baş kaldırdığını sandığı anda ayakkabısını havaya fırlatıverir. Lale Müldür, onu dinlemeye gelenlere damdan düşer gibi “Hadi bakalım söyleyin en büyük günahınızı!” deyiverir. Şairdir, bilir. Popüler uçurumlarda kitlelerin beğenisine teşne yapıtlar üretmek vasata teslim olmak demektir ve Nuri Bilge Ceylan bunu çok iyi bilir. Bana Islak Mayonuzu Getirin’in ekibi (22/11) bilir.

Atasözlerine ya da doğaya sırtını dayamak da popüler bir uçurum haline gelmiştir madunlar için. Testosteron (Oyuncu Atölyesi) kapalı gişe oynuyor çünkü çabucak anlaşılacak bir metne sahip, ünlülerin onları eğlendirmesine ihtiyacı olan kitle hazır, sahne tasarımındaki simetri iktidarında bize bakan eril düzeneğe bizim bakışımızla kendimize de gülebiliyoruz, bu aşinalık hissinin rahatlatıcılığı, çok iyi yönetmenlik ve TV dizilerinden tanınan oyuncuların karikatürize karakterleri kusursuzca oynayışları. Ama ille de metnin, insan hallerinin doğa ile denkliğini kurduğu zaman gelen kolay anlaşılırlığı, o popüler argümantasyon söylemi.

“Ben” ve “öteki” uçurumun söylemidir, Manhattan kulelerinin söylemidir. Tahammül et “ötekine” der, kardeşiz gel aynı tastan yiyelim diyemez. Hatırına susar, zamanını bekler, sabırla. Bizler fantastik canavarlarla eğlenirken, şairin elleri bahar dallarına yürümez. Mutluluk bulaşıcıdır ve yaratıcılık, yaratıcı düşünme ve problem çözmeye yaratıcı etkinliklerle yol açmak gerekir. Olmazsa, kifayetsiz muhterisler iktidarı yitirme korkuları yüzünden uçurumlarına yapışırlar. Yaratıcı düşünmek altın madeni değil, mutluluk madenidir, ayrım gözetmeden, herkes için.

 

Radikal 2 -  01 / 02 / 2009

 

1. Bu web sitesindeki ürünleri dilediginiz gibi alintilayıp kullanabilirsiniz. Ama isterseniz, a href="http://www.darussafaka.org" title="http://www.darussafaka.org/">www.darussafaka.org adresinden bagış da yapabilirsiniz.
Feel free to copy or publish any material on this site. You might like to donate any amount you wish to a school for orphans at www.darussafaka.org. Eradam is just one graduate.
 ...