ANNEMİ
BEN ÖLDÜRMEDİM
1.
Dövermiş, annem beni ben daha minnacık bir bebekken bile dövermiş.
Ben üç dört yaşlarımdan sonrasını anımsıyorum. Çok kötü döverdi
annem beni, her fırsatta döverdi. Mutlaka bir neden bulur evire
çevire döverdi. Alkolden mi, yoksa erkek evlat istiyordu da kız
gelince mi bozulmuştu, gerçeği hiçbir zaman bilemedim. Tek çocuğum
ben, annemin biriciği olmalıyım. Toni Morrison’un Biricik adlı
romanını defalarca okudum, okuyorum. Şimdi evimde salonda masa
üstünde durur hep, gider gelir okurum. Bir anne, köle olmasınlar
diye, çocuklarından birini nasıl öldürür, diğerlerini nasıl sakatlar?
Sevginin böylesi...
Ama ilkokula gitmeye başladığımda duyduklarım annemin beni dövme
nedeninin ben olmadığımı söylüyordu.
Çocukken benim en çok sevdiğim oyunlardan biri komşuların kapı
zilini çalıp kaçmaktı.
Sanırım babamdı annemin beni dövme nedeni. Babam Dev Yol diye
bir örgüte üyeydi ve üniversitede tanıştıklarında bunu anneme
söylememişti. Evlendikten ve beni doğurduktan sonra öğrenmişti
annem babamın militan bir yazar olduğunu. Kız çocuğu olduğum halde
adımı Devrim koymuştu babam. Devrim olsun istiyordu memlekette
ve ancak devrim sayesinde herkes eşit olacaktı ve mutlu yaşayacaktı.
Babam beni çok severdi, biliyorum. Biliyorum çünkü annem beni
ne zaman dövse babam yetişirdi imdadıma.
“Ne yapıyorsun, delirdin mi? Minnacık çocuk böyle vahşice dövülür
mü? Daha alamadın mı hıncını?” diye bağırır, beni annemin ellerinden
kaptığı gibi yatağıma yatırırdı. Bana şimdi ayrıntılarını anımsamadığım
bir masal anlatırdı babam. İçinde uçan balıklar bulunan o masalda
küçük bir kıza mutluluk kapıları hep açılırdı. O kız, önüne çıkan
kapıları birer birer açardı ve cennet mekân bir dünyaya kavuşurdu
babası ile el ele.
Babam da bir süre sonra kayıtsızlaştı annemin beni dövmesine.
Karışmaz oldu.
Annemle babam çok tartışırlardı. Annem babamın Dev Yol’dan çıkmasını
isterdi.
Oysa benim en çok sevdiğim oyun komşuların kapı zillerini çalıp
çalıp kaçmaktı.
Kapımız çalındı mı koşturup açmayı pek severdim ben. Kapı ne zaman
çalınsa açmak için ben koştururdum, her seferinde de annem beni
tuttuğu gibi bir tarafa savururdu, ya da etimi kıvırırdı, ya da
suratıma bir tokat akşederdi ki kapıyı ben açmayayım.
Annem beni sevdiğim her şeyden, yapmayı sevdiğim her şeyden mahrum
etmekten hep hoşlandı. Ben de ondan nefret ederdim haliyle. Ölsün
isterdim annem, bir daha bana elini kaldırmasın isterdim.
Annem beni hiç sevmedi. Ben de ondan nefret ettim ve babası polis
olan oğlanın oyun sırasında dediklerini ne anneme, ne de babama
hiçbir zaman söylemedim.
Bir gün okul dönüşünde arka bahçemizde mahallemizden diğer çocuklarla
oynarken babasının sivil polis olduğunu hep gururla söyleyen oğlan,
solcuların, vatan hainlerinin, komünist vatan hainlerinin teker
teker öldürüleceğini söyledi. Hatta babası demiş ki, devlet içindeki
devletin adamları bu pis komünistlerin kapılarını çalıyorlarmış,
kapı açılınca da kapıyı kimin açtığına bakmaksızın makineli tüfekle
tarıyorlarmış hedefi. Birçok komünistten böyle temizlemişlermiş
memleketi.
Polisin oğlunun dediklerinden sonra da kapının her çalışında,
kapıya koştururdum ve tıpkı benim yaptığım gibi, bir arkadaşım
muziplik olsun diye kapıyı çalıyor sanırdım ve zil sesini duyar
duymaz kapıya doğru seyirtirdim minicik adımlarımla, ama annemin
şaplağı ile karşılaşırdım her seferinde.
12 Eylül 1980 sabahı idi. Radyo devrim olduğunu söylüyordu. Devrim
olduğuna göre artık herkes mutlu olacak diye düşünürken ben, babam
bir sürü kitabı, dosyayı, banyoya taşımaya başlamıştı. Banyoya
yığdığı kitap, poster, dosya ne varsa sırasıyla banyo sobasının
içine atıyordu. Su ısınınca birazdan sırayla banyo yapacaktık.
Babam banyoya yakılacak ne varsa yığdıktan sonra çalışma odasına
çekildi.
Kapımız gene çalındı.
Ben kapıya doğru gene koşturdum.
Babam her zamanki gibi çalışma odasında bir şeyler yazıyordu.
Annem ise mutfakta kahvaltımızı hazırlıyordu.
Kapının zilini niye sadece ben duymuştum ki?
Anneme seslendim: “Anneee! Kapı çalıyor, ben açarım!”
Biliyorum, annem bu kapıyı bana açtırmaz.
Annem mutfaktan yıldırım gibi gene koştu geldi. Ben tam da kapıyı
açmak üzereyken beni tuttuğu gibi bir kenara fırlattı. Kafamı
girişteki gardrobun kenarına çarpmış bayılmışım.
Gözlerimi açtığımda annem kanlar içinde yerde yatıyordu ve kapı
ardına kadar açıktı.
2.
Sonra polisler geldi. Yerde kanlar içinde yatan annemi kaldırdılar.
Bir sürü soru sordular bana. Kapıyı kim çalmış, yüzlerini görmüş
müyüm?
Ben, kapıyı açması için anneme seslendiğimi polislere hiç söylemedim.
Ben polislere kapıyı kim açarsa açsın makineli tüfekle taranacağını,
tarandığını, memleketin böyle kurtarıldığını da söylemedim.
Ben bahçede oyun oynadığım polisin oğluna babamın Dev Yol üyesi
olduğunu söylediğimi de demedim polislere.
Şimdi çok iyi anımsıyorum.
Kapının zili çalındığında çok korkmuştum ve ilk kez kapıyı açmak
için telaşlanmamıştım. Kapıyı nasıl olsa annem açardı. Ben koştursam,
bir tokat daha yerdim.
3.
Şimdi ben bir anneyim. Benim gibi çekik gözlü, dünyalar güzeli
ve her zil çalışında kapıya koşturan bir oğlum var ve ona annem
bakıyor çünkü karı koca çalışıyoruz, çalışmak zorundayız.
Oğlumu değil dövmek, onunla konuşurken sesimi azıcık yükseltsem
annem bana delleniveriyor:
“Senden anne olmaz! Çocuğu korkutacaksın. İlerde nefret edecek
senden, bak söylemedin deme! Biraz şefkat göstersen ne olur sanki!”
Hayretler içinde bakıyorum anneme. Annem de duvardaki balık tablolarına
aynı hayretle. Balıklı tablo biriktiriyorum, annem sinir oluyor
bu merakıma.
Kapının zili çalıyor. Annem açsın istiyorum kapıyı. Oğluma bakıyorum,
babası ile birlikte televizyon izliyorlar.
Annem açıyor kapıyı. Ben donmuş kalmışım koltuğumda. Oğlum beş
yaşına girdi diye gelmiş misafirler.
Annem, “Ne gamsız bir anne oldun sen Devrim. Gıcılamaz kağnı gibi
oturuyorsun. Bari kapıyı olsun sen açsaydın misafirlere,” diyor.
Zaman mı değişti, annem mi, bilmiyorum.
12 Eylül 1980’deki askeri darbe sabahı kapıyı babam açmıştı.
Ben koltuğa yapışmış bakıyorum. Annem kanlar içinde yerde yatıyor
ve sonra onu sürükleyerek götürüyorlar.
Misafirler oğlumu severken ve ona doğum günü armağanlarını verirken,
ben koltuğumdan hışımla kalkıyorum, bir sandalyenin üstüne çıkıp
kapının hemen üstündeki zili duvardan koparıp yere çalıyorum.
Zil, kanlar içindeki annemin başının ucuna düşüyor. Düşünüyorum,
inançlı biri değilim ama yine de İsa gibiyim ben, hepinizi kurtaracağım,
onca acıyı sizin yerinize ben çektim. Balığı simge olarak sevişim,
evimin her yerine balıklı tablolar asışım bu yüzden.
Ah babam, yoluna kurban olduğum babam; elini benden niye çektin?
Bırakmasaydın elimi de kapıyı annem açsaydı.
|